Hotmail Tabanlı Msn Al isminiz@Cesuryurek.NET
Kayıt Ol
Mail Girişi
Filozoflar | Cesuryurek.Net Cesur yürek Cesuryurek.Net » Filozoflar
Logo Background RSS

» Filozoflar

  • Filozoflar – Giambattista Vico
    Yazar CesuryureK Tarih Şubat 21st, 2010 | Yorum Yok Yorum var

    Giambattista Vico Kimdir? (1668-1744)

    Giambattista Vico. 1668-1744 yılları arasında yaşamış olan ünlü İtalyan düşünürü. Özgün bir tarih anlayışı geliştirmiş olan Vico, Descartes’ın tarihe açık ve seçik düşüncelerle yaklaşma tavrına karşı çıkmış ve doğruluğu, kesinliği, açık seçik düşüncelerde değil de, etkinlikte, insan varlıkları tarafından yaratılmış, gerçekleştirilmiş olanda aramıştır.

    Vico; Hegel ve Marx’ı felsefi anlamda etkilemiştir. Tarihin döngüleri incelenirken her bir çağın kendi öznel koşulları içerisinde ele alınması gerektiğini belirtmiştir.

    Ona göre tabiat, 3 ana öğeden oluşur:

    - Her ulusun bir dini vardır,
    - Bütün toplumların temelinde aile vardır,
    - Toplumda kurumların oluşması için ihtiyaç duyulan bilgi, ruhun ölümsüzlüğüdür.

    Vico, tarihi de 3 kategoriye ayırmıştır:

    1. Tanrılar çağı: Tayal gücünün işlediği, mitlerin etkisindeki çağdır.

    2. Kahramanlar çağı: Toplumun, düelloyu kazananı tanrının kayırdığını ve onu diğer insanları korumakla görevlendirdiğini düşündüğü, otoritenin kahramanlar olduğu çağdır.

    3. İnsanlar çağı: İnsanların kendilerine tanınan hakları herkese tanınmasını istedikleri, hoşgörünün baskın olduğu çağdır.

  • Felsefe – Gadamer ve Hermeneutik
    Yazar CesuryureK Tarih Şubat 21st, 2010 | Yorum Yok Yorum var

    Hans Georg Gadamer ve Hermeneutik

    Gadamer’in Hermeneutiği

    Hakikat ve Yöntem’de Gadamer, amacının insan bilimlerinin ne olduğunu keşfetmek olduğunu belirtir. Takdim edilen iki tema, Hakikat ve Yöntem projesi için can alıcı öneme haizdir.

    İlki; amacının insan bilimlerinin gerçekte ne olduklarını araştırmak olduğu ifadesinde bulunur. Bu arayış Gadamer’i insan bilimlerinin evriminin, “modern bilimin ruhunun” onların gelişimleri üzerindeki etkisinin ve hümanistik mirasın bazı temel unsurları korumaları olgusunun analizine götürür. Kitabın ilk yarısında, Vico, Dilthey ve hümanist geleneğin diğer temsilcileri tarafından tanımlanan temel hümanistik kavramlara değinilir. Ayrıca sanat deneyiminin hakikat bağlamında analizi yer alır.

    İkinci tema., yapıtın merkezi ilgisini oluşturur. “Anlama” nasıl olanaklıdır. Kitabında insan bilimlerinin keşfi yerine getirilmesi ilk görev olmakla birlikte, o çok daha zor olan “anlama”nın bizatihi kendisinin nasıl mümkün olduğuna yoğunlaşır. Buradan, anlamanın hangi türünün insan bilimlerine uygun olduğu sorusuyla ve dolayısıyla evrensel anlamanın kendisinin ne olduğu sorusuyla ilgilenmeye sürüklenir.

    Onun bu soruya cevabı, bütün anlamanın hermeneutik olduğu ve bu yüzden, anlamanın doğasıyla ilgili bir analizin “evrensel heremeneutik”in analiziyle örtüştüğüdür.

    Gadamer heremeneutik’i;

    “sonluluğunu/sınırlılığını” ve tarihselliğini oluşturan ve bu yüzden dünyayla tecrübesinin tamamını içeren Orada varlığın hareket halindeki temel varlığı olarak tanımlar.

    (daha fazla…)

  • Filozoflar – Hans Georg Gadamer
    Yazar CesuryureK Tarih Şubat 21st, 2010 | Yorum Yok Yorum var

    Hans Georg Gadamer Kimdir? (1900-2002)

    Gadamer, Almanya’nın Marburg kentinde doğdu. 1900′de başlayan yaşamı, onun 21. yüzyılı karşılamasına kadar uzun sürdü.

    Bir kimya profesörünün oğluydu. Breslau, Marburg, Freiburg ve Münih üniversitelerinde beşeri bilimler öğrenimi gördü. Freiburg’da Martin Heidegger’in yanında yaptığı felsefe doktorasını 1922’de tamamladı.

    1933te Marburg’da, 1934-35 yıllarında Kiev’de estetik ve etik dersleri verdi.

    1937’de Marburg’da kadro dışı profesör oldu. İki yıl sonra Leipzig Universitesi’ne kadrolu profesör olarak atandı. Ardından, Frankfurt (1947-49) ve Heidelberg (1949’dan başlayarak) üniversitelerinde dersler verdi. 1968’de emekliye ayrıldıktan sonra da üniversitede ders vermeyi sürdürdü.

    Yöntemini büyük ölçüde Wilhelm Dilthey, Edmund Husserl ve Martin Heidegger’in kavramlarından yararlanarak geliştirmiştir.

    Gadamer’de hermeneutik felsefenin tam odağında yer alır; anlama, onun için dünyadaki var oluşumuzun temel bir tarzıdır.

  • Filozoflar – Gabriel Acosta
    Yazar CesuryureK Tarih Şubat 21st, 2010 | Yorum Yok Yorum var

    Gabriel Acosta Kimdir? (1585-1640)

    Portekizli düşünürdür.

    Ruhun ölümsüzlüğü inancına karsı çıkmış, din sorunlarının akılcı bir yöntemle eleştirilmesi geleneğini kurmuştur.

    Oporto’da doğdu, Amsterdam’da öldü. Sonradan Katolik olan Yahudi bir ailenin oğludur. Çocukluğunda sıkı bir Katolik eğitimi gördü. Coimbra’da öğrenimini bitirdikten sonra küçük bir manastıra kapandı. Burada İncil üzerinde yaptığı çalışmalar sonucu, Yahudilik’e yönelince, ailesini de buna inandırmaya çalıştı. Ailesi dinsel inançları nedeniyle kovuşturmaya uğramaktan korkarak Amsterdam’a sığındı. Acosta Amsterdam’da Yahudi ayinlerinin ve öbür dinsel uygulamalarının İncıl’e uymadığı, gereksiz katılıklarla dolu olduğu kanısına vardı.

    Hahamlarla uzun tartışmalara girişti: ruhun ölümsüzlüğü ilkesinin belirsizliğini ve İncıl’in tutarsız oluşunu vurgulayan bir kitap yazdı. 1624′te “Examen dos Tradiçoens Phariseas Conferidas Con a Lay Escnta” adıyla yayımladığı bu kitabı nedeniyle din düşmanı sayıldı. Kitap bir başka yapıtıyla birlikte toplattırılarak yakıldı, kendisi de aforoz edildi.

    1633′te yeniden Yahudi topluluğuna dönmek istedi. Bu istek, görüşlerinin değişmesinden değil, bir toplumsal çevre gereksinîminden kaynaklanıyordu. Yeniden topluluğa kabul edilen Acosta, bir süre sonra Musa’nın getirdiği ilkelerin tanrısallığından kuşkuya düşerek, tüm dinlerin insan düşüncesinden doğup doğmadığını sorguladı. Daha sonra tüm Yahudi kurallarını çiğnediği ve iki Hıristiyan’ı Yahudi olmaktan alıkoyduğu gerekçesiyle suçlanarak, Sinagog’dan kovuldu. 1640′ta son bir kez daha Yahudi toplumuna kabul edilmesi için başvurdu. Bunun gereği olarak ağır kefaret cezalarından geçmeye zorlandı. Önce sinagogda pişmanlığını dile getirdi, sonra 39 kamçı yiyerek yere yatırıldı, üzerinden tüm Yahudi cemaati yürütüldü.

    (daha fazla…)

  • Filozoflar – Johann Gottlieb Fichte
    Yazar CesuryureK Tarih Ocak 22nd, 2010 | Yorum Yok Yorum var

    Johann Gottlieb Fichte Kimdir?

    Not: Fichte, “Fihte” diye okunur.

    Johann Gottlieb Fichte Oberlausitz (Saksonya) – İ.S.1762 Küçük bir köydeki fakir bir dokumacının oğludur Fichte. Dokuz yaşına kadar dokumacılık ve çobanlık yapmış. Varlıklı bir çiftlik sahibi şans eseri onun zekasını fark etmiş ve himayesine alarak bir okula başlatmış. Ancak bu kişinin ölmesi ile tekrar yoksulluk ve sıkıntı çekmeye başlayan Fichte üniversiteyi çok zor bitirebilmiş. Özel ders vererek para kazanmaya çalıştığı sıralarda bir öğrencisi sayesinde Kant’ın felsefesiyle tanışmış ve o günden sonra tüm hayatını onun felsefesini geliştirmeye adamıştır.

    Fichte, Kant’ın bir başlangıç yaptığına ve bu başlangıcın bir sisteme kavuşturularak tamamlanması gerektiğine inanmıştır. Bu sisteme ulaşmak için de bir çıkış noktası arar. Ona göre bu çıkış noktası sujedir, bilinçtir.

    Burada iki yol vardır;

    1. Objeyi çıkış noktası almak, ki o zaman objenin yanında nasıl oluyor da bir suje, bir bilinç var olabiliyor sorusu ile karşılaşırız. Ona göre bu soru çözümsüzdür ve insanı determinizm ve mekanizme sürükler ve bu durumda özgürlük diye bir şey olamaz.

    2. Sujeyi çıkış noktası almak, bu durumda ise bilincin objeyi nasıl tasarımladığı sorusu ile karşılaşırız ve bu sorunun çözümü vardır.

    Fichte’ye göre bilincin özü eylemdir. Böylece yola çıkan Fichte Kant’ın yanlış düşünme diye adlandırdığı diyalektitiği kullanarak ilerler. Ona göre bütün bilgimiz üç adımlı diyalektik bir hareketle oluşur.

    1. Objeyi “a, a’dır” gibi ortaya koyup kavramak.

    2. Objeyi “a, non-a değildir” gibi öteki objeler ile karşılaştırarak ayırt etmek.

    3. a ve non-a’yı içine alan bir kavram ile sınırlamak.

    Onun verdiği bir örnek şöyle;

    1. Altını görüp tanırım.

    2. Onu bakırdan ayırt ederim.

    3. Onu bakır karşısında şu yada bu nitelikle sınırlanmış bir “maden” olarak kavrarım. Şimdi “ben” kendi özünü bilmek isterse önce kendisini bilmesi, düşünmesi gerekir.
    Bu ise Fichte’ye göre bir eylemdir. Yine sonraki eylem ile “ben”, “ben olmayanı” karşısına koymalıdır ki kendisini ayırt edebilsin. Bu “ben olmayan”" ‘da doğa ve doğanın nedenselliğidir. Bu noktada doğa kendimizi bilmemizin bir aracıdır. Ancak Fichte’ye göre bilmek değil eylemek esastır. Bu nedenle bu noktada kalınamaz, “ben” ‘in amacı eylemdir yani özgür olan özünü gerçekleştirmek.

    Fichte’de ahlak felsefesinin temeli özgürlük sorunudur. Anlak öğretisinin formunu sağlayan özgürlüktür. Ancak bu özgürlük bir eylemdir. İnsan bu eylem ile özgür olur. Bu eylemin amacı da özgürlük olmalıdır, yoksa eylem dış amaçlara yöneldiğinden özgürlük gerçekleşmez. Bu eylemin uygunluğuna da vicdan karar verir. Vicdan’ın Fichte’de özel bir yeri vardır. Kant, “Genel bir yasa olmasını isteyebileceğin bir ilkeye göre eyle” demişti, Fichte “Vicdanına göre eyle” der. Burada Fichte’ye göre iyi olan, eyleme halidir, çünkü eyleme geçmek özgürlüğün gerçekleşmesidir. Kötü olan ise eylemsizliktir çünkü özgürlüğü yok eder. Ancak buradaki eyleme hali olarak doğal gereklilikler veya içgüdüler göz önünde bulundurulmaz, bu tür eylemler insanı edilgin yapar. Kişi doğal yönünü aşıp kendi “Ben” ‘inden dolayı eyleme geçmelidir ki özgür olabilsin. Doğal yön bu amaç için sadece bir araçtır.

    Kişinin kendisini gerçekleştirmesi de üç aşamalıdır. 1. İsteme. Bu aşamada kişi hazza ve mutluluğa varmaya çalışır, hayvanlar gibi çevresinin uyarımlarına bağlıdır, sadece gereksinimleri karşılayacak araçlara yönelir, iştahını doyurmaya çalışır. Özgür değildir. 2. Egemen olma. Kişinin tek amacı egemen olmaktır, sadece iştah yerini egemen olmaya bırakmıştır. 3. Son basamakta kişi özgür olmak ister. Bu durumda kişi diğerlerinin hak ve özgürlükleri karşısında kendi haz ve egemen olma arzusunu kendiliğinden, özgür olarak sınırlamayı bilir.

    Fichte devlet ve hukuk konusunda da özgürlüğü temel alır. Ona göre hukukun tümel geçer bir yönü vardır ve bu insanın ilk ve doğal hakları olduğu fikrine bağlıdır. Kişinin özgürlük hakkı doğal bir haktır ve her kişi kendi özgürlüğünün başka kişilerin özgürlükleri ile sınırlanmış olduğunu kabul etmelidir. Ancak bu durumu koruyan bir güce ihtiyaç vardır. İşte devlet bu noktada ortaya çıkar. Ona göre kişi, devletin otoritesini kendisi istemeli ve devletin kendisini zorlayacağı yasayı da kendisi seçmelidir. Ancak Fichte, böyle demokratik bir devletteki vatandaşların kendi emekleri ile yaşayabilmeleri ve kaynakları hakça paylaşabilmeleri için devletin dışa kapalı olması gerektiğini savunur. Devletin ödevi ise yasaya kendiliğinden uyan kişiler yetiştirmektir, böylece zorlayan devlet ortadan kalkacaktır.

    Fichte Kant’ın felsefesinden yola çıkmıştır. Felsefesi zamanla romantiklerden etkilenmiş ve kendisinden sonraki Alman filozofları için bir kaynak oluşturarak yeni bir akımın doğmasını sağlamıştır

    Ek Bilgiler

    Johann Gottlieb Fichte ( 19 Mayıs 1762, Rammenau – 29 Ocak 1814, Berlin), ünlü Alman düşünürü. Felsefedeki en önemli kavrayışı, temel çıkış noktası kendi özgürlük anlayışıdır.

    Fichte’ye göre, irade ya da ben, temel gerçeklik olup, özgürdür, kendi kendisini belirleyen faaliyettir. Ben ya da irade dışında her şey ölü ve pasif bir varoluşu gösterir; yalnızca böyle bir faaliyet, kendi kendisini belirleyen tinsel bir faaliyet gerçektir. İradenin kendisi, yaşam ve akıl, bilgi ve eylem ilkesidir, her türlü ilerleme ve uygarlığın harekete geçirici gücüdür; bilginin dayandığı temel, kuramsal düşüncenin birleştirici ilkesidir. Şu halde, felsefede yapılacak ilk iş, böyle bir faaliyetin niteliğine, hem kuramsal ve hem de pratik aklın koşullarına, ilke ve önkabullerine ilişkin olarak ayrıntılı bir açıklama sunmaktır.

    Bir dokumacının oğlu olan Fichte, yeteneği olduğunu farkeden bir zenginin yardımıyla yüksek öğrenimini gerçekleştirebilmiştir. Fichte Kant’a büyük hayranlık duymuş ve onu görmeye gitmiştir. Kant’a “Versuch einer Kritik aller Offenbarung” (Her Tanrısal İlhamın Eleştirisi) adlı eserini sunmuştur.

    Onun felsefe konumu Kant, Friedrich Schelling, Hegel gibi isimlerin yanı sıra Alman felsefesinin temel taşları arasında yer alır. Alman idealizminin hem temellendiricisi hem de temsilcisi durumundadır. Kant sonrası alman felsefesinin önde gelen isimlerinden biri olmuştur.

  • Filozoflar – Gottlob Frege
    Yazar CesuryureK Tarih Ocak 9th, 2010 | Yorum Yok Yorum var

    Friedrich Ludwig Gottlob Frege Kimdir?

    (8 Kasım 1848 – 26 Temmuz 1925)

    Modern Matematiksel Mantık’ın ve Analitik felsefenin kurucusu sayılan Alman matematikçi, mantıkçı ve filozoftur.

    Wismar’da doğdu. 1869′da Jena Üniversitesi’nde öğrenime başladı ve iki yıl sonra, 1873′te Felsefe Doktoru unvanını aldığı Göttingen’e taşındı. İki yıl sonra Jena’ya döndü ve matematik dersleri vermeye başladı. Matematik alanında 1879′da doçent ve 1896′da profesör oldu. 1925′de Bad Kleinen’de öldü.

    Bilime Katkıları

    Aristo’dan sonraki zamanların en büyük mantıkçısı kabul edilir. 1879′da yayınladığı, devrim niteliğindeki Begriffsschrift veya Kavram Yazısı, Aristo’dan beri nüfuzunda bir değişiklik olmayan eski Terim Mantığı’nın yerini alarak mantığın tarihinde yeni bir dönemi haber veriyordu. Begriffsschrift bugün matematiğin her alanında kullanılan nicelikleme gibi, Orta Çağ’ın Çoklu Genelleme Problemi’ne çözüm getiren kavramlar ve fonksiyon ve değişkenlerin açık bir şekilde konumlandırılması gibi özellikleriyle temelleri sarstı.

    Frege, Önermeler Mantığı ve kendi icadı Yüklem Mantığı’nın aksiyomatikleştirilmesini oluşturan kişidir. Bertrand Russell’ın Tarifler Teorisi ve Russell ile Alfred North Whitehead’in Principia Mathematica ’sı için son derece temel bir kavram olan nicelikleme de yine Frege’ye aittir. Çalışmaları kendi döneminde geniş ölçüde tanınmamış ve fikirleri, özellikle Giuseppe Peano ve Russell gibi, etkilediği insanlar aracılığıyla yayılmıştır. Ludwig Wittgenstein ve Edmund Husserl da felsefî açıdan etkilediği kayda değer insanlardır.

    (daha fazla…)

  • Filozoflar – Michel Foucault (Fuko)
    Yazar CesuryureK Tarih Ocak 9th, 2010 | Yorum Yok Yorum var

    Fransız filozof Michel Foucault (”mişel fuko” olarak okunur), 15 Ekim 1926′da Poitiers’de doğdu. Babası, oğlunun kendi kariyerini takip etmesini isteyen bir cerrahtı. Foucault, Saint-Stanislas Okulunu bitirdikten sonra, saygın bir okul olan Paris’teki 4. Henry Lisesi’ne girdi. 1946′da, daha önce sınavlarında başarısız olduğu École Normale Supérieure’e kabul edilen dördüncü öğrenciydi. Okul yıllarında eşcinselliğini keşfetti. Maurice Merleau-Ponty ile felsefe çalıştı. 1948′de felsefe diplomasını, 1950′de psikoloji diplomasını aldı ve 1952′de psikopatoloji diplomasıyla ödüllendirildi.

    1954′ten itibaren dört yıl İsveç’te Uppsala Üniversitesi’nde doktora tezini yazdı. Zamanın Uppsala Üniversitesinin pozitivist damarı Foucault’un tezini bilimsel bulmayıp, kabul etmedi. Birer yıl da Varşova ve Hamburg Üniversitelerinde Fransızca öğretti. 1960′da Fransaya Clermont-Ferrard Üniversitesine Felsefe bölüm başkanı olarak döndü. “Delilik ve Medeniyet” kitabındaki teziyle doktorayla ödüllendirildi. Aynı yıl Foucault, kendinden on yaş küçük olan felsefe öğrencisi Daniel Defert’la tanıştı. Defert’ın politik aktivizmi çalışmalarında ona yol gösterdi. Foucault, Defert’la aralarındaki ilişki için çok sonraları bunun zaman zaman da aşka benzeyen uzun soluklu bir tutku ilişkisi olduğunu söyledi.

    (daha fazla…)

domain