Hans Georg Gadamer ve Felsefi Hermeneutik
Dilthey, Gadamer’in kendi felsefi görüşlerini oluştururken hesaplaştığı kişidir. Bu nedenle, ilkin onun Dılthey’ı nasıl eleştirdiğini ele almak, sonra da bunun üzerine kendi felsefi görüşlerini nasıl temellendirdiğini incelemek uygun görünmektedir. Gadamer Dilthey’ın tin bilimlerini epistemolojik olarak temellendirme çabasını Wahrheit und Methode’de (Hakikat ve Yöntem)
“Tarihin Epistemolojik Olarak Temellendirilmesi Probleminden Tin Bilimlerinin Hermeneutik Temellendirilmesine Geçiş” başlığı altında eleştirmiş, ona karşı olan kendi tutumunu yine bu başlıkla özetlemiştir.
Gadamer’e göre, “Dilthey kendi yerini, tarihsel dünyayı kavrama tarzını, idealizmin aynı dünyayı kavrama tarzına karşıt şekilde epistemolojik bir problem olarak ele almada belirlemiştir” (Gadamer 1960: 205). Bu durumda karşı çıktığı iki gelenek —19. yy pozitivizmi ve Alman idealizmi— arasında kalmış, bu ikiye bölünmüşlük onun bütün felsefesini etkilemiştir. Dilthey’in amacı, Kant’ın “saf akıl eleştirisi”ni bir “tarihsel akıl eleştirisi”yle tamamlamaktır. Çünkü, tarihsel akıl tıpkı saf akıl gibi haklı çıkarılmaya gereksinim duymaktadır. Saf akıl eleştirisinin çığır açıcı sonucu yalnızca evren, ruh ve Tanrı hakkında bir saf akıl bilimi olan metafiziği yerle bir etmek olmayıp, aynı zamanda saf doğa biliminin nasıl olanaklı olduğunu göstermek olmuşsa, aynı şey tarih bilimi için de yapılmalı, tarih biliminin nasıl olanaklı olduğu, Kant’ın çabası örnek alınarak gösterilmelidir. Çünkü hem 19. yy. pozitivizmi hem de Alman İdealizmi bu konuda yanılmaktadırlar (Gadamer 1960: 206). İdealist söylem, aklın dünyaya ve tarihe egemen olduğunu ve onu bildiğini iddia etmiştir. Ancak Dilthey’e göre idealist felsefe Kant’ın doğa bilimleri için başardığı şeyi başaramamış, dogmatist olmaktan öteye gidememiştir (Gadamer 1960: 207). Bu yüzden tarihsel bilginin felsefi yönden temellendirilebilmesi için, saf bir tarih biliminin olanağı soruşturulmalıdır. Kant’ın bilmeyi olanaklı kılan kategorilerin yerini belirleyerek fenomenlerin kuruluşuna ilişkin katkısı örnek alınıp, tarihsel dünyayı taşıma gücüne sahip olan tarihsel dünya kategorileri bulunmalıdır (Gadamer 1960: 208). Dilthey’e göre, tarihsel dünyayı taşıyan şey İngiliz deneycilerinin sandığı gibi deneyim yoluyla elde edilmiş olgular değildir, tam tersine bu dünyanın dayanacağı temel, deneyimin kendisini de olanaklı kılan “içsel tarihsellik” (inere Geschichtlichkeit) ya da iç deneydir, yani yaşama deneyimidir (Gadamer 1960: 208): Asıl deneyim “yaşama deneyimi”dir; tarih bilimlerinin nesnesi de budur, bu yüzden bu bilimler, yaşanmış olana yönelir, yaşama deneyimi için de önceden düşünülmüş olanı yeniden düşünürler.
Gadamer’e göre Dilthey, kendisine yönenilen tarihsel dünya daima insan tini tarafından oluşturulan bir dünya olduğu için, onu epistemolojik bakımdan sorgulamada bir sakınca görmemiştir. Çünkü ortaya konulması gereken, bireyin deneyiminin ve tarihsel deneyim hakkındaki bilgisinin nasıl ortaya çıkarılacağıdır. Dilthey bireyin yaşamayla nasıl bağlantı kurduğunu sormuş, buradan yola çıkarak tarihsel bağlam ve bu bağlamın bilgisi için taşıyıcı olan kavramları elde etmeye girişmiştir. “Yaşantı” (Erlebnis), tarihsel dünyanın bilgisi için aranılan nihai kesinliktir; kendi içinde daha fazla ayrıştırılamayan bir içkinliktir: Yaşantı dolaysız bir kesinliğe sahiptir. Bu yüzden Dilthey “yaşantı”dan yola çıkarak yaşamın nasıl oluştuğunu ve aynı yaşamın bilgisinin nasıl olanaklı olacağını soruşturmuştur. Bu sorgulama Dilthey’ı psişik yaşamın yapısını (Zusammenhang des Seelenlebens) ele almaya yöneltmiştir. Dilthey’ın burada yapı (struktur) kavramını kullanmasının özel bir anlamı vardır. Dilthey bu kavramı kullanarak zaman içinde akıp giden, geçici psişik etkilenmelerin değil, tersine psişik yaşamın iç bağlantılarındaki bütünselliğin üzerinde durduğunu göstermiştir (Gadamer 1960: 210). Dilthey bu temel üzerinde özel ve taşıyıcı bir hareket noktası elde ettiğine inanmış, Alman Tarih Okulu’nun tarihsel bireylerini, “transsendantal özne”yle bağlantı kurarak aşmıştır. Her ne kadar yaşam tekil yaşantılardan yola çıkılarak anlaşılıyorsa da, onlar yaşamın bütününden bir şeyi ifade etmektedirler; bu yüzden, yalnızca bütünle bağlantılı olarak anlaşılabilirler. Gadamer’e göre, Dilthey tin bilimlerini epistemolojik olarak temellendirebilmek için gerçek öznenin yerine “mantıksal özne”yi koymuş, öznenin tarihselliğini yadsımıştır.
Hegel ise, tarihsel dünyanın tüm görünüşlerini içlerinde tinin kendini tanıdığı nesneler olarak ele alan Dilthey’dan farklı olarak, tinin kendine dönmesi ve kendini bilmesini kavram felsefesi zemininde ele almıştır. Burası Dilhey’ın Hegel’i dogmatik bulduğu yerdir. Çünkü Dilthey felsefeyi bir bilgi olarak değil, bir yaşam ifadesi olarak ele almaktadır. Spekülatif felsefe de dahil olmak üzere tarihsel dünyanın tüm görünüşleri, içlerinde tinin kendini tanıdığı nesnelerdir. Dilthey’a göre, tinin kendisi hakkındaki bilgisi spekülatif kavram bilgisinde değil, tarihsel bilinç içinde gerçekleşmektedir. Böylece felsefe de dahil olmak üzere tüm nesnelleşmeler tinbilimsel yorumlamanın konusu olurlar. Gadamer’e göre “nesnel tinin spekülatif bilinçle değil tarihsel bilinçle kavranması gerektiği ve tarihsel bilincin metafiziğin yerini alması gerektiği iddiası, Dilthey’ın ‘Hegel’in dogmatizmi’ne karşı bulduğu çözümdür” (Gadamer 1960: 217).
(daha fazla…)
Son Yorumlar